Ask Faili Meçhul Gani

Author: Yusuf Eradam
Pages: 178
Category: Essays
Publisher: Senocak
Publication Date: 2015
Description

Haneke’nin Piyano Öğretmeni’nden Mülhem Aşk ve Delilik Üzerine Bir Deneme

“Bugün canını sıktılar mı?” diye sorar, üniversite yıllarımın ilah oyuncularından ve “Şok” filmindeki performansı belleğime kazınmış Annie Girardot (anne Kohut).

“Her zamanki gibi,” diye yanıtlar konservatuvarda piyano öğretmeni kızı Erika Kohut (Isabelle Hupert). Elfriede Jelinek’in aynı adlı romanından filme alınan La Pianiste’in çatışma, ya da entrika noktasının çıkışı anne-kız bir yatakta sohbet ederken olağandışı bir sükûnetle sunulur. Rahatlıkla alkol bağımlısı diyebileceğimiz ve televizyon seyretmekten ve kızının başarılarını izlemekten başka bir yaşamsal, hatta ontolojik değeri olmadığı sergilenen ve sadece filmin bir yerinde kocasının delirerek öldüğü söylenen anne Kohut, anne stereotiplerinden (neden böyle olduğuna daha sonra değineceğim) birini sergiler (internette rastladığım “kızına eziyet eden zorba bir anne” olduğu yorumlarına katılmıyorum). Belleğimizdeki anne imgesinde bir sarsılma olmaz, çünkü anne Kohut kızıyla sürekli olarak atışmasına karşın kızını her koşulda destekleyebilecek bir annedir. Hatta film anne-kız arasında alışılmadık bir itiş-kakış ve tartışmayla başlar. Annenin, kızının dolabındaki giysilerden ne istediği filmin başında pek anlaşılmasa da film zirve noktasına yaklaştıkça ve biz Erika’yı tanıyıp anladıkça, annenin neye kızdığını ama aynı zamanda da umursadığı kızıyla birlikte yaşamaya mahkum olduğunu da anlarız. Ana-kızın ortak yaşamının temel izleği sevgi-agresyon evliliğidir (hakaret, bağırış çağırış, elbiselerin yırtılması, tokatlaşma da dahil. Sylvia Plath’ı ya da David Mercer’ı anlamamda epey yardımcı olmuştu.) ve bu ilişkide birbirlerine bağımlıdırlar; tabii ki Erika’nın, ödün vermez vekarıyla, kafasından neler geçtiğini bize hiç sezdirmeden hep pencereden izlediği dışarıya ruhen kilitli olduğu iç mekândan kendini atmaya karar vermesine değin.

Filmin tema müziği ayrıca yapılmamış. Tam isabet. Film müziğini kör gözüne parmak kullanan yapımcılara da ders olsun bu yorum. Film boyunca çalınan klasik müzik parçalarının, aryaların sözleri ile gerilim yeterince sağlanıyor çünkü. Jenerik yazıları çıkmaya başladıktan sonra tepeden çekimle (hayat ya da yazgı ironisi?) piyano çalan öğrenci ellerini, ve o ellere öğretmenin “Öyle değil, böyle çalacaksın,” diye yorum dersi verirken piyano çalan hocanın ellerinin kırk yaşlarında bir kadına ait olduğunu görürüz. Klasik müzik yapıtlarının kesilmesi kadar hiçbir şey sinirlendiremez klasik müzik severleri. (Popüler müzik yapıtlarının kesilmesinin bizi sinirlendirmeyişini de siz yorumlayın o zaman, özellikle felsefi bağlamda değer nedir diye düşündüğümüzde).

Ama bu filmde canım klasik müzik parçalarının kesilmesi sık sık ve özellikle yapılmış çünkü gerilim biraz da buradan sağlanmaktadır. Ters giden bir şeyler vardır. Sessizliğin, sükûnetin, görünürdeki dinginliğin (Hupert’in neredeyse taşlaşmış yüzü bu yüzden büyük bir oyunculuğa alet olarak kusursuz bir şekilde kullanılmıştır sabit kamerayla ve dakikalarca) arkasındaki patlamaya hazırlanan delilik provalarının tanımı filmin başlarındaki burjuva evindeki oda konserinde tanışmaları sırasında Erika’nın Walter’e söylediği alacakaranlıktır:

tamamen delirmeden önce yaşanan alacakaranlık.